Harika bir konu! İşte aynı temayı farklı bir anlatımla ele alan ikinci bir sinopsis: Film, hayatı boyunca sadece birer hedef olarak gördüğü insanlarla, ilk kez kalbiyle bağ kuran bir ölüm makinesinin, Dehşet'in sarsıcı uyanışını anlatıyor. Gölgelerin efendisi, ölümün soğuk yüzü... Adına yaraşır şekilde, "Dehşet", "Fedailer Ocağı" adı verilen gizemli ve acımasız bir örgütün en keskin bıçağıdır. Yıllarca süren eğitimlerle duygusal bağlardan arınmış, kusursuz bir ölüm makinesi haline getirilmiştir. Onun için merhamet bir zayıflık, aşk ise var olmayan bir kelimedir. Görevi, sorgulamadan infaz etmek, varlığı ise sadece bir araçtır. Dehşet'in bu karanlık ve rutin hayatı, Doktor Abide ile yollarının kesiştiği o kritik anda altüst olur. Sıradan bir karşılaşma gibi başlayan bu ilişki, Dehşet'in içindeki buzdan duvarları paramparça eden, tanımadığı bir duygu fırtınasını tetikler: AŞK. Abide'ye duyduğu bu yoğun his, ona ilk kez kendi varlığını, insanlığını ve kalbinin sesini duyurur. Artık Dehşet, yıllarca ilmek ilmek işlenen kimliği ile yeni keşfettiği insanlığı arasında sıkışıp kalmıştır. Bir yanda Fedailer Ocağı'nın acımasız yasaları, diğer yanda ise uğruna her şeyi göze alabileceği bir kadın... Bu tehlikeli yol ayrımında, Dehşet sadece hayatını değil, ruhunu da kurtarmak zorundadır. Peki, bir suikastçı, aşık olduğu bir adam olarak hayatta kalabilecek midir? Yoksa bu yeni duygu, onun sonu mu olacaktır? Dehşet, kendi kaderini yeniden yazmak zorundadır.