Tsunami'nin ardından gelen yıkım yetmezmiş gibi, kasabanın üzerine bir de ahlaki çöküşün gölgesi düşer. Felaketzedeler için toplanan yardım paralarının buharlaşması, toplumu derinden sarsar ve bu kara leke herkesin vicdanını kanatır. Genç Arya ise bu dünyevi yolsuzluğun ötesinde, çok daha derin bir hesaplaşmanın eşiğindedir. Zihnine saplanan Şiratal Mustaqim köprüsü imgesi, onun için cennetle cehennem arasındaki o kıldan ince, kılıçtan keskin çizginin, dünyadaki her eylemin bir yansıması olduğuna dair sarsıcı bir inanca dönüşmüştür. Her gece rüyalarında, bu ilahi köprüde kendi ruhunun tartıldığını hisseder. Arya, annesiyle birlikte, hem çalınan umutların hem de bu vicdansızlığın ardındaki kirli ellerin izini sürmeye başlar. Onlar için bu sadece bir hırsızlık davası değil, aynı zamanda ilahi bir adalet terazisinin dünyevi bir sınavıdır. Yozlaşmış bürokratların ardındaki kötülük, Arya'nın gözünde Şiratal Mustaqim'in dünyevi yansıması gibi belirir. Ancak hakikati aramak, bazen o köprüyü geçmeye çalışmak kadar tehlikelidir ve bu cesur anne-kızın yolculuğu, adaletin bedelinin en ağır şekilde, canla ödendiği kaçınılmaz bir sona doğru ilerler. Hakikate ulaşmanın bedeli, en acımasız şekilde, canla ödenecektir.