Elif, gözlerini araladığında dünyası bir buz kalıbına dönmüştü. Soğuk, nemli ve demir pası kokan hava ciğerlerini yakarken, bilincine yavaşça sızan dehşet, vücudunu uyuşturuyordu. Bir bodrum katındaydı, loşluğun içinde şekilsiz yığınlar beliriyordu etrafında. Bedenler... cansız, paramparça bedenler. Hatırladığı son şey, evine giden yolu ve ardından gelen ani bir karanlıktı. Şimdi ise, sol omzundaki derin kesiğin dayanılmaz acısıyla gerçekliğe dönüyordu. Kaçış yoktu. Zincirler ya da kilitler görmüyordu ama içinde bulunduğu durum, görünmez bir kafesten farksızdı.