Şahika Tekand'ın canlandırdığı Eda, sanat dünyasının başarılı ve zarif figürlerinden biridir; İdris (Mahir Günşiray) ise şiirleriyle gönüllere taht kurmuş, toplumun sevdiği bir şairdir. Dışarıdan bakıldığında, onların hayatı, sanatsal birikimin ve derin bir uyumun sembolü gibi görünür. Ancak bu kusursuz görünen tablo, kapalı kapılar ardında, İdris'in alkol bağımlılığının ve bedensel soğukluğunun yarattığı derin çatlaklarla doludur. Eda, kocasının şöhretinin gölgesinde, yıllardır bastırdığı tensel ve ruhsal açlığın pençesindedir. İdris'in bir süreliğine yurt dışına gitmesi, Eda için beklenmedik bir "özgürlük" kapısı aralar. Bir dost meclisinde tanıştığı Erdal (Levent Özdilek), Eda'nın içindeki uykudaki kadını uyandırır. Erdal'ın şehvetli ve tutkulu dünyası, Eda'nın yaşamına adeta bir bahar fırtınası gibi girer; donmuş duyguları eritmeye, yılların yoksunluğunu gidermeye başlar. Ancak bu yeni uyanış, beraberinde yıkıcı bir vicdan muhasebesini de getirir. Eda, kocasına duyduğu bağlılık ile Erdal'ın sunduğu yakıcı arzu arasında sıkışıp kalmıştır. Bu tehlikeli, ahlaki sınırları zorlayan üçlü ilişki, taraflardan birinin kalp atışlarının ritmini değiştirmesi, "sadece bu kadarla yetinemem" demesiyle geri dönülmez bir uçuruma doğru sürüklenir. Artık sırlar, sadece duvarlar arasında kalmayacak, herkesin hayatını baştan sona değiştirecek bir fırtınaya dönüşecektir.