Sıradanlığın boğucu ağırlığı altında ezilen, hayallerini çoktan toprağa gömmüş bir kadının yolu, şehrin karanlık dehlizlerinde fısıltılarla anılan, vicdansız ama etkileyici bir kelle avcısıyla beklenmedik bir şekilde kesişir. İlk başta sadece bir çarpışma gibi görünen bu olay, kısa sürede kadının ruhundaki boşluğu dolduran, tehlikeli ve bağımlılık yapıcı bir çekime dönüşür. Tetikçinin acımasız dünyasına adım atan kadın, suçluları hedef alan, kanla yazılmış bir "adalet" manifestosunun ortağı olur. Her yeni hedefle birlikte, ikilinin arasındaki bağ giderek derinleşir, ancak bu derinlik sadece sevgi değil, aynı zamanda ortak bir günahın gölgesiyle de pekişir. Kadın, bir zamanlar korktuğu karanlığın içine çekildikçe, kendi içindeki bastırılmış öfke ve şiddet dürtüleriyle yüzleşir. Artık sadece tetikçinin gölgesi değil, kendi başına da bir avcıya dönüşür. Ancak bu kanlı yolculuk ilerledikçe, yanındaki adamın yüzündeki o donuk ifadenin altında yatan gerçekleri ve kendi aynadaki yansımasında gördüğü yabancıyı sorgulamaya başlar. Bu aşk, onları kurtaracak mı, yoksa ruhlarını sonsuza dek birer canavara dönüştürecek mi?