Yao’nun Batı’ya doğru başlattığı bu kutsal yolculuk, sadece coğrafi sınırları aşmakla kalmıyor; ruhun en karanlık dehlizlerine inen bir keşif serüvenine dönüşüyor. Ancak Yao bu yolda yalnız değil. Kaderin bir araya getirdiği yol arkadaşları, sadece fiziksel birer eşlikçi değil; her biri kendi içinde sakladığı "canavarı" dış dünyaya yansıtan, tuhaf ve ürkütücü karakterler.
Yollarını kesen kadim engeller, aslında onların en derin korkularını ve bastırılmış arzularını yüzlerine vuran acımasız birer ayna. Kafile ilerledikçe dostluk bağları zayıflıyor, gerçekler bulanıklaşıyor. Yao, aradığı huzura ulaşmaya çalışırken tek bir soruyla yüzleşmek zorunda kalıyor: Peki, vardığımız yer gerçekten aradığımız o huzurlu liman mı, yoksa sadece rüzgârda dağılıp giden bir serap mı?