1900’lerin başında, Oklahoma’daki Kızılderili Bölgesi’nde yaşayan Afro-Amerikan Sarah Rector, devlet tarafından kendisine verilen, kimsenin değer vermediği çorak bir arazinin sahibidir. Tarım için bile elverişsiz görülen bu toprakların altında ise Sarah, büyük bir zenginliğin —petrolün— gizli olduğuna inanır. Çevresindeki tüm kuşku ve alaylara rağmen bu inancından vazgeçmez ve sonunda haklı çıkar: Toprağından “siyah altın” fışkırmaya başlar.
Ne var ki bu ani zenginlik, beraberinde çıkar peşinde koşan insanları da getirir. Sarah’nın serveti, güç kazanmak isteyen hırslı iş insanlarının ve fırsatçıların dikkatini çeker. Henüz on bir yaşında bir çocuk olan Sarah, sahip olduklarını koruyabilmek için ailesinin desteğine, dostlarının sadakatine ve Teksaslı etkili ortaklarının stratejik yardımlarına ihtiyaç duyar. Bu süreç, basit bir mülkiyet meselesinin ötesine geçerek bir kimlik ve hak mücadelesine dönüşür. Tüm zorluklara rağmen ayakta kalmayı başaran Sarah, servetini güvence altına alır ve Amerika tarihine adını yazdıran ilk Afro-Amerikan milyonerlerden biri olur.