Frank Castle, namıdiğer "Cellat", zindandan kaçışını kan ve çelikle mühürledikten sonra, New York'un gölgeli sokaklarını geride bırakarak, kimsenin tanımadığı ücra bir kasabaya sığınır. Amacı basitti: Geçmişini toprağa gömmek, intikam arayışına son vermek ve nihayet sessiz bir köşede huzur bulmak. Silahlarını bırakmış, kuru kafa kostümünü bir sandığa kilitlemişti. Artık sadece Frank olmak istiyordu. Bir süre bu hayale sıkıca tutunur, basit bir marangozluk işiyle günü geçirir, geceleri kabusları yerine sessizliği dinlemeye çalışır. Ancak huzur, Frank'in lanetiydi. Küçük kasaba bile suça yabancı değildir; yerel bir çete, masum insanları haraca kesmeye başlar. Frank, başlangıçta müdahale etmemek için kendine söz verir. O artık o adam değildir. Ta ki, çetenin hedef aldığı masum bir aile, eski hayatındaki yıkımı hatırlatana dek.